LGS yılı birçok aile için gelecek yılıdır. Evde konuşulan konular değişir, gündem daralır, başarı merkezli bir atmosfer oluşur. Çoğu ebeveyn çocuğunu motive ettiğini düşünür. Oysa iyi niyetle kurulan bazı cümleler, fark edilmeden kaygının temelini atabilir.
Bu sene çok önemli.
Hayatın bu sınava bağlı.
Biz senin yaşındayken…
Daha çok çalışmalısın.
Şu netlerle olmaz.
Aman dikkat et, hata yapma.
Akrabanın kızı 480 aldı.
Bu cümlelerin her biri tek başına masum görünebilir. Ancak tekrarlandığında çocukta şu mesaj yerleşir: Değerim başarım kadar.
Özellikle LGS gibi merkezi sınav dönemlerinde çocukların en büyük ihtiyacı güven duygusudur. Fakat sürekli performans vurgusu yapıldığında, başarı bir hedef olmaktan çıkar ve bir kimlik meselesine dönüşür. Çocuk artık iyi bir sonuç almak için değil, yeterli biri olduğunu kanıtlamak için çalışmaya başlar. Bu noktada kaygı devreye girer.
Kaygı fizyolojik bir süreçtir: kalp çarpıntısı, mide ağrısı, dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu. Akademik olarak iyi olan bir öğrenci, sırf hata yapma korkusuyla bildiğini sınavda kullanamayabilir. Çünkü zihni şu soruyla meşguldür: Ya başaramazsam?
Sakın hata yapma mesajı verilen çocuk risk almaktan kaçınır. Zor soruya yaklaşmaz. Emin olmadığı şıkkı işaretlemez. Yanlış yapmamak için potansiyelini kullanmaz. Bu da ironik biçimde performansı düşürür.
Daha iyisini yapabilirdin cümlesi ise mükemmeliyetçiliği besler. Çocuk 450 alır ama evde konuşulan 480’dir. 90 net yapar ama gündem yanlışlardır. Başarı yeterli hissedilmez. Böyle bir ortamda çocuk şunu öğrenir: Ne yaparsam yapayım eksik. Uzun vadede bu içsel eleştirmeni güçlendirir ve tükenmişliğe zemin hazırlar.
Kıyas da kaygının en güçlü besinlerinden biridir. Komşunun oğlu ile başlayan cümleler çocuğun öz değerini dış referanslara bağlar. Artık hedef kendi gelişimi değil, başkasını geçmektir. Oysa gelişim kıyasla değil, ilerlemeyle ölçülür.
Bir diğer riskli cümle: Biz senin iyiliğin için söylüyoruz. Niyet gerçekten iyi olabilir. Ancak sürekli eleştiri bu cümleyle meşrulaştığında çocuk sevgiyi koşullu algılar. Başarı varsa huzur vardır, yoksa gerginlik. Böyle bir atmosferde ders çalışmak öğrenme süreci olmaktan çıkar, stres yönetimine dönüşür.
LGS bir sınavdır; kimlik testi değil. Çocuğun karakterini, zekâsını, değerini ölçmez. Ancak aile dili yanlış kullanıldığında çocuk bunu böyle algılamaya başlar. Asıl mesele sınavın zorluğu değil, evdeki psikolojik iklimdir.
Bu süreçte ebeveynin rolü baskı kurmak değil, regülasyon sağlamaktır. Çocuğun kaygısını küçümsemek yerine adlandırmak; Bu seni gerçekten zorluyor, fark ediyorum diyebilmek; Daha çok çalış yerine Birlikte plan yapalım mı demek; Bu sınav her şey yerine Bu önemli bir adım ama tek yol değil mesajını verebilmek fark yaratır.
Araştırmalar gösteriyor ki destekleyici aile ortamında büyüyen çocuklar daha istikrarlı performans sergiler. Çünkü zihinleri tehdit algısıyla değil, öğrenme motivasyonuyla çalışır. Güvende hisseden çocuk risk alır, denemekten korkmaz, hata yaptığında dağılmaz.
Unutulmaması gereken şu: Çocuklar sözleri değil, tekrar eden duyguyu içselleştirir. Eğer evdeki temel duygu gergin beklenti ise kaygı artar. Eğer temel duygu yanındayım ise dayanıklılık gelişir.
LGS bir yıl sürer. Ama o yıl boyunca kurulan cümleler bazen bir ömür sürer. Başarı önemlidir; fakat çocuğun ruh sağlığı daha önemlidir. Çünkü güçlü bir psikoloji olmadan elde edilen hiçbir sonuç kalıcı tatmin getirmez.
Sonuç ne olursa olsun, sen değerlisin.
Eylül AKBULUT
PDR Psikolog
